DİJİTAL TERÖRİZME DOĞRU
2/4/2009 ·
DİJİTAL TERÖRİZME DOĞRU
Beynin uzaktan kontrolü ve yönlendirilmesi olarak tanımlanan digital terörizm,
insanlığa yönelik yeni bir tehdit mi oluşturuyor?
Kapsamlı ve ciddi bir şekilde, ilk olarak John St. Clair Akwei adındaki bir
Amerikan vatandaşının, 1996′da Amerikan Ulusal Güvenlik ajansı (NSA)
aleyhine açtığı bir davayla gündeme gelen, uzaktan düşünceleri okuma ve
yönlendirme teknolojisinin, gizliden gizliye kullanıldığını kanıtlayacak pek çok
delil artık mevcut….
Akwei, NSA’nın kendisini sürekli takip edip davranışlarını kontrol ettiğini
iddia etmişti, mahkemeye yüzlerce sayfalık delil sunmuştu.
Kısmen kanıtlanan iddialara göre NSA, bunu “sinyal istihbaratı” adı verilen bir
sistemle yapıyor. Bu sistem, dünyada elektrik taşıyan her şeyin çevresinde
manyetik alan olduğu ve alanların elektromanyetik dalgalar yaydığı teorisine
dayanıyor. NSA’nın geliştirdiği sistemle, uydular aracılığıyla, dünyanın
neresinde olursa olsun, bir canlıyı kontrol altına almak ve izlemek mümkün…
NSA’nın sinyal istihbaratının ilk aşaması, kontrol altına alınacak kişinin
elektromanyetik dalga boyunun tespit edilmesi. Herkese göre değişen ve 3-50
Hertz arasındaki elektromanyetik dalga boyutunun tespitinden sonra, bu dalga
boyu bilgisayara giriliyor ve artık 24 saat o kişi uydular ve çeşitli araçlar
aracılığıyla şüpheli kişideki elektriksel hareketleri analiz eden NSA, kişinin
beyin haritasını çıkararak düşüncelerini de okuyabiliyor. Konuşma merkezindeki
elektrik akımının analizi sayesinde, hedef kişinin sözleri dahi tespit
edilebiliyor, görme merkezi analiziyle kişinin gördüklerine ulaşılabiliyor.
Sinyal istihbaratı sistemi tersten de kullanılıyor. Bu teknolojinin ürperten
boyutu da, aslında burada yatıyor. Yani bir kişinin elektromanyetik dalgalarına
kilitlenip uydu aracılığıyla yapılan takip, onu yönlendirmede de
kullanılabiliyor. Hedefin beynindeki çeşitli merkezlere gönderilen
elektromanyetik sinyallerle kişinin görme, işitme, koklama, hareket etme gibi
her türlü duyu ve davranışı değiştirebiliyor. Gönderilen sinyaller sayesinde
hedef kişi, başkalarının duymadığı sesleri duyabiliyor ya da görüntüleri
görebiliyor.
Burada, yukarıda değindiğimiz bir noktanın altını tekrar çizmekte yarar var:
Beyindeki elektromanyetik dalga frekansı her insanda farklı olduğu için, belirli
bir kişiye gönderilen görüntü, ses ve benzeri sinyalleri diğer insanların
hissetmesi mümkün olmuyor. Bu nedenle elektromanyetik tacize maruz kalan
kişilerin itirafları, yeterli delil olmadığı için tamamıyla kanıtlanamıyor.
PANDORA PROJESİ BAŞLANGIÇ OLDU
Uzaktan beyin okuma ve yönlendirme teknolojisinin doğuşu Batı’da olsa da, bu
teknolojinin temellerini atan Sovyet Rusya oldu. 1960-65 arası Moskova’daki
büyükelçilik binasında görevli Amerikalı personelin (Amerikan elçisinin daha
sonra ölmesini de içeren) çeşitli fiziksel ve zihinsel hastalığa neden olan
elektromanyetik sinyallerle kuşatıldığının farkına varılmasıyla, bu teknolojiden
haberdar oldu.
Geçmişte ABD Savunma Bakanlığı’nda Bilim Danışmanı olarak görev yapan dr.
Stephan Possony, ABD nin bu alandaki ilk kapsamlı projesi olan PANDORA
projesinin nasıl başlatıldığını sonradan şu sözlerle açıklayacaktı.
“Moskova’daki elçinin ve diğer çalışanlardan bir çiftin, lösemi nedeniyle
ölmesinden sonra orada ne olduğunu çok dikkatli araştırmamız için ani bir emir
geldi. Dev bir proje yürürlüğe girdi.Bu tümüyle Pandora projesi olarak bilinen
hale geldi ve bu CIA’yi, İleri Araştırma Proje Ajansı (ARPA) nı, devlet
departmanını , donanmayı ve orduyu da içeren TUMS, MUTS ve BAZAR Projeleri gibi
çok sayıda paralel projeyi kapsıyordu.
Sonradan Moskova Sinyalleri olarak adlandırılan elektromanyetik sinyallerin,
Amerikan elçiliğini hergün hedeflediğini söyleyen Dr.Possony, ARPA nın 20 Aralık
1966 tarihli”çok gizli” notuyla bu projenin önemini gösteriyor. Dr.
Possony,”Tehdidin ne olduğunu belirlemek için Beyaz Saray, ABD haberalma heyeti
vasıtasıyla, Devlet departmanı, CIA ve savunma bakanlığı içinde bir araştırma
çalışmasının yürütülmesi için direktif verdi.
Ulusal programın koordinasyonu “TUMS” kod adıyla Devlet departmanı tarafından
yapıldı. ARPA, insan üzerinde düşük seviyeli elektromanyetik radyasyon etkileri
bulunan ve potansiyel tehditlerden birisiyle ilgilenen tüm programın seçilmiş
bir kısmında temsil edilmekte ve bunu üzerinde araştırma yürütmektedir. Bu not
“pandora” diye adlandırılan bu programdan elde edilen ilk sonuçları
özetlemektedir.” diyor.
ABD bu yeni teknolojiyi tanımaya ve geliştirmeye çalışırken, 1974 yılında, V.P.
Kaznacheyev adındaki bir bilim adamı, ölümün uzak bir mesafeden ultraviyole
ışınlarının nakledilmesiyle gerçekleştirilebileceğini kanıtladı. Aynı yılda bir
Çek mühendis, Robert Pavlita ise böcekleri uzak bir mesafeden “psikotronik”
cihazlar kullanarak öldürebildiğini gösterdi. CIA’nın Pavlita’nın çalışmalarıyla
ilgili raporlarına göre, bu bilim adamı insanda güçlü psikolojik rahatsızlıklara
ve ölüme neden olacak kapasiteye sahip olan, biri 320 km., diğeri daha uzun
mesafeden etkili olan iki “psikotronik ” silah geliştirdi.
NÖRO-ELEKTRO MANYETİK SİLAHLARIN ETKİLERİ
Nöro-elektromanyetik silahların insan üzerinde kullanılmasıyla ortaya çıkan
etkiler, silahların geliştirlmesinde habersizce denek olarak kullanılanları n
psikolojik yardıma ihtiyaç duymalarıyla ortaya çıktı.
Bu etkilerin bazıları şöyle:
*
Hafıza kaybı ve davranış bozuklukları
*
Duyulan sesin yönü, şiddeti ve içeriğinin değişmesi.
*
Göz kapaklarını denetleyerek konuşmanın bozulması.
*
Şiddetli kalp çarpıntısı.
*
Zahmetli işler sırasında omuzları ve kolları zorlanarak kazalara neden olma.
*
Bir şey yaparken dirseklerin dürtüklenmesi ve işe engel olma.
*
Bacaklarda ağrı ve gereksiz hareketlenme, sağ ve sola sallanma ve aşırı
sertleşme.
*
Ayağın zor ulaşılan yerlerinde kaşınma ve kızarmalar.
*
Sırttaki büyük kaslarda kasılmalar.
*
El hareketlerinin kontrol edilmesi
*
Düşüncelerin okunması ve ya dışarıdan düşünce iletilmesi.
*
Rüyaların denetlenmesi.
*
Hareket eden hayali görüntüler görülmesi.
*
Göz kapaklarının sürekli açık tutturulması.
*
Sürekli kulak çınlaması.
*
Çene ve dişlerin neden yokken titremesi.
KAYNAK : BİLMİN İLMİ

