BEYİN KONTROLÜ ve ELEKTROMANYETİK DALGALAR..!

Beyin kontrolü, kişinin ikna ve telkinle istekleri dışında belirlenmiş bir davranışa yönlendirilmesidir. Kişi psikolojik savunma mekanizmalarından mahrum bırakılıp, sahip olduğu inanç ve düşünce yapısı sarsıldığında ikna ve telkine açık hale getirilmiş olur. Bunların yapılabilmesi için beyin yıkama seansları, kimyasallar, elektromanyetik dalgalar ve hipnoz gibi yöntemler uygulanmaktadır.

Amaç, beynin normal dengesini yıkıp yepyeni bir yapı kurmaktır.


Karşılaştığım insanlar, kendilerinde ve çevrelerinde olağan dışı değişiklikler gözlemlediklerini; tuhaf sesler duyduklarını, tuhaflıklar hissettiklerini ve halüsinasyonlar gördüklerini ifade etmektedirler. Bu insanların bazıları ise uzaktan kontrol altına alındıklarını ya da alınmaya çalışıldıklarını iddia etmektedirler. Bu anlatılanlardan, psikolojik sıkıntıları olanlar için uzaktan beyin kontrolünün sığınacak bir liman olduğu görülmektedir. Bu kişilerin hikayelerindeki ortak nokta, ifadelerinin kuşkular ve çelişkiler içermesi, ikna ve telkine tamamen kapalı olmalarıdır. Sorgulamadan dediklerine inanılmasını istediklerinden hiçbir yöntemle davranışlarının kontrol edilmesi de mümkün olamaz. Çünkü bu insanlar ya akil sağlıklarını yitirmek üzeredirler ya da beyinlerini birilerine teslim etmişlerdir.

Bilinmesi gereken günümüzde beyin kontrolü konusunda yapılan çalışmaların daha çok araştırmalardan oluşması, uygulama alanlarının özel bir izne tabii olmasıdır. Sözgelimi felç geçirmiş, elini ve ayağını kullanamayan bireyin yaşamını sürdürmesine destek olmak için beynine ya da herhangi bir organına elektronik devre (elektrotlar) yerleştirmek, isteklerini önceden belirlemede insani açıdan önem taşımaktadır. Burada söz konusu olan kişiyi yönetmek değil kişinin ifade edemediği yaşamsal isteklerini elektronik algılayıcılar ile belirlemek ve ona destek olmaktır.

Öte yandan yaşantımızın vazgeçilmezleri arasına giren kimyasallar, elektromanyetik dalgalar ya da diğer uygulamalar, başta beynimiz olmak üzere tüm çevredeki doğal döngüleri olumsuz etkilemektedir. Asıl problem dünyanın her tarafında, artık vazgeçilmesi imkansız hale gelen kablosuz iletişim sistemlerindeki antenlerin, yaydığı elektromanyetik radyasyonun insanları ve ötesinde çevreyi nasıl etkilediğidir. Doğada yaşayan canlılar ve onların yaşam alanları fiziksel olarak yok edilmekte, yetmezmiş gibi bir de onların zihinsel yetilerini olumsuz etkileyen her türlü teknoloji hoyratça geliştirilip uygulamaya sokulmaktadır.

Teknoloji kullanımındaki alışkanlıklar vazgeçilmez bir tutkuya dönüşmüştür. Sözgelimi iki hafta boyunca tüm mobil telefonların devre dışı kaldığını düşünün. Milyonlarca insan bunalıma girip, ruh halleri bozulacaktır. Beyin kontrolü mü? İşte size beyin kontrolü. Davranışlar kontrol edilemez hale getirilip, mobil iletişim teknolojilerinin kölesi olunmuştur.

Televizyon karşısında oturtulup müzik ya da çizgi filmler izletilen çocuklarda nasıl kötü değişimler oluştuğunu düşünün. Görüntü eşik aralığı dışındaki reklamların ya da mesajların o küçücük beyinlerde nereleri tahrip ettiği çok önemlidir. Özellikle görüntü işleme yazılımlarının teknolojiye uyarlanması ile beynin görmesi değil algılaması üzerine araştırmalar yapılmaktadır. Bu araştırmalarda gizli bir yönlendirici gibi davranış değişikliği yapmasına yönelik mesajların, beyne transfer edilmesi hedeflenmektedir. Yapılan çalışmaların endişe verici boyutlara ulaştığı görülmektedir.

Beyin kontrolünde davranış analizi doğru yapılmalıdır. Zihinsel belleğin, bir olay karşısında verilen tepkiyi nasıl yönettiği çok iyi bilinmelidir. Sorunların başkalarıyla paylaşılma nedenlerinden biri de farklı bir bakış açısında farklı davranabilme kapısını aralama arayışıdır. Odaklanılan bakış açısı (paradigma) değiştirilip, sorunlara farklı biçimde yaklaşıldığında sorunu aşma şansı da yakalanmış olunacaktır. Davranış analizinden zihni yöneten belleğin odaklandığı bakış açısının, insanın karar vermesinde aktif rol oynadığı anlaşılmaktadır. Tepkilerde belirleyici olan davranışlar olduğuna göre önyargıları odaklanan bakış açısı belirler. Önyargı, taraflı bir bakış açısıdır. Taraf tutmak ya da önyargılı olmak demek, bir iddianın geçerliliğinden ve doğruluğundan çok, önceden sahip olunan fikirlere uyup uymadığının temel alınmasıdır. Bakış açısındaki çelişkileri, anlatım tarzındaki olgu ve kanılar belirler. Olgu ve kanı birbirinden farklıdır. Olgu, üzerinde ciddi bir tartışma olmayan kesinleşmiş bilgidir. Kanı ise üzerinde bazı tartışmalar olan bilgidir. Öğrenerek anlama, deneyim kazanarak beceri yeteneği kazanan bireyin kişiliği, düşünce ve davranışları ile kendini ifade eder. Birey ya da kitle doğruları benimserken ikna olmaya, ikna olabilmek içinde iç ya da dış telkinlere ihtiyaç duyar. Bu nedenle zihinsel bellek yönetiminin nasıl ele geçirileceği, kişinin tepkisel davranışında, diğer bir deyişle düşüncesindeki anlamında gizlidir. Tepkinin nedeni araştırılırken davranışların geçmişsel tecrübeleri ile programlanmış olduğu varsayılmalıdır.

İnsanların hangi türden duygularla yönlendirileceğini anlamak bu gücü kullanmayı arzulayanlar kadar bu güçten kaçınmak isteyenlere de büyük yarar sağlamaktır. İnsanların bilinçsiz hareket eden bir yığının davranış kalıbını görerek, sürü psikolojisi ile davranışlarının kontrol edilemez hale getirilmesi manipülasyon olarak adlandırılmaktadır. İstenilen kişiliğe dönüştürme ve uzaktan yönlendirme için günümüzde insanlar yoğun olarak manipüle edilmektedirler. Etkileme ve yönlendirme sonucu, davranış değişikliği ya da kanaat değişikliği gösteren insanlar, başkalarının istediğini yapmaya zorlanırlar, istismar edilirler. İstemedikleri ortamlarda kendilerini bulurlar. Aldatmak ya da bilgiyi çarpıtmak amacıyla yapılan telkinlerin (propaganda) etkisinde kalanlar daima odaklı bir pencereden bakarlar. Daima karşı tarafı suçlarlar. Günümüzde propaganda ile eritme potası bir anlamda öğütme değirmenine dönüştürülmüştür. Finansal manipülasyon, bilerek ve isteyerek finansal bilgileri yapay şekilde değiştirmek suretiyle yatırımcıları aldatmayı veya dolandırmayı amaçlayan davranışlardır. Bankerlere paralarını kaptıranlar, titan zinciri halkasına katılanlar buna iyi birer örnektir.

Tehlikelerden, tehditlerden bahsedenlerin amacı, birey ya da kitleyi korku manipülasyonları ile denetim altına almak, yönlendirmek ve yönetmektir. Kitlenin beynine bilinçaltı korkular yerleştirildiğinde, kökleri sökülüp, sürüklenmeye başlayan ağaç yığınların oluşturduğu sete benzerler. Set yıkılıp sele dönüştüğünde vereceği tahribatları siz düşünün. İnsanı esir alan, mantığını ve aklını kilitleyen, duygusal korkular paranoya oluşturur. Korkan insanın refleksleri ve dikkati korkuya odaklanır. Korkan insan düşünemez, ne kendine ne başkalarına güvenir. Taşkınlığa yönelik manipülasyon ise öteki kavramının bireyin ya da kitlenin beyninde yabancılaştırılıp düşman haline getirilmesidir. İnandığı ya da inandırıldığı değerler uğruna yaşamını yitirmeyi göze alanların bilincini, başkasına egemen kılma çabasıdır.

Kimyasal maddeler yardımıyla insanlar ikna ve telkine yatkın hale getirilebilmektedir. Düşünce ve davranışlarında, halüsinasyonlar görme, canlı, neşeli, güçlü olma gibi hislere dayalı değişimler oluşturulabilmektedir. En tehlikeli olanı ise bazı kimyasal maddeleri almış insanlara belirli komutlar verildiğinde, sorgulamadan belirli süre boyunca komutları yerine getirme isteği oluşmasının gözlenmesidir. Askerlerin savaş gücünü arttırmak, intihar ettirmek ya da insan öldürtmek amacıyla bazı çalışmaların yapıldığı iddia edilmektedir. Dr. Armen Victorian, “İnsan Davranışının Manipülasyonu - Beyin Kontrolü” adlı kitabında ilginç kaynak ve bilgilere yer vermiştir.

Kimyasal etki maddeleri arasında kokuların özel bir rolü vardır. Kokular, insan ruhunu ve psikolojisini güçlü şekilde etkileyen faktörlerdir. Belli bir kokunun insanı belli bir tavır ve eyleme yönlendirilebileceği konusunda çalışmalar devam etmektedir. Bazı mağazalarda belli bir koku yayıldığında mal satışının yüksek seviyelere ulaştığı gözlemlenmiştir.

Hipnoz edilmiş kişinin düşünceleri ve duyguları değiştirilebilmektedir. Psikologlar hastalıklı düşünceleri yok etmek, sağlıklı düşünceler kazandırmak, ego gücünü arttırmak için hipnoz yöntemini kullanmaktadırlar.

İnsanların geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman hakkında bilgi edinmesi çok ilgi çeken bir konudur. Uzaktan karşısındaki kişinin düşüncelerini algılamak ya da kendi düşüncelerini de karşısındakine aktarabilmek mümkün mü? Zaman ve mekandan bağımsız görme, düşünme, hissetme ya da sembolizm tarzında ortaya çıkan etki alışverişine telepati denir. Örneğin, bir arkadaşımız birden bire karşımız çıktığında, 'Ne tuhaf, şimdi seni düşünüyordum' deriz. Geleceği görebilme gücü altıncı his de denilen bir algılama biçimi olarak adlandırılmaktadır. Rüya laboratuarlarında telepati yolu ile kavram ve imaj uyandırma deneyleri yapılmaktadır. Uzaktan görme ve hissetme özellikleri olduğunu iddia eden insanların, bunu nasıl başardıkları ilgi çeken konulardır. Uzaktan görme ve hissetme ile duyu görü veya beden dışı sezgi denilen yöntemde, bazı deneklerin, bir odaya gizlenen nesnelerin yerini tespit etmeyi başarabildiği iddia edilmektedir.

Yukarıda açıklanan olgular göstermektedir ki; beyin kontrolünde amaç, birey ya da kitlede ikna ve telkine dayanan davranış değişiklikleri oluşturmaktır. İnsanlığı esir edecek görünmez silah olarak adlandırılan beyin kontrolüne yönelik araştırmaların amacı aşağıda verilmiştir;

1. Beyni hastalıklı düşüncelerden arındırmak, beynin fonksiyonel bozukluklarını tedavi etmek, sağlık problemi olan insanların yaşamsal ihtiyaçlarında destek olmak, eğitimde odaklanma sağlamak için insani duygulardan dolayı sağlıkta,

2. İnsanları pazarda ürüne yönlendirmek, alışkanlıklar kazandırmak, satın alma dürtülerini harekete geçirmek için ekonomide,

3. İdeoloji değiştirmek, manipüle etmek, propaganda ve kışkırtma ile sürü psikolojisi oluşturmak, psikolojik baskı ile özgüven eksikliği, moral ve saplantı bozukluğu oluşturmak, korkutmak ve sindirmek için bireyi ya da kitleyi denetim altına almada araştırmalar devam etmektedir.

Beyin kontrolünde öncelikle zaafların, komplekslerin, alışkanlıkların, örf, adet ve inançların, radikal ve keskin düşüncelerin kimlerde, hangi durumlarda, nasıl tepkisel davranışa dönüştüğü araştırılır. Temel kuram; ikna ve telkin mesajlarını alıp söyleneni hemen yapacak zihinsel haritaya sahip balık ya da balık sürüsünün her zaman bir yerlerde olduğudur. Beyni kontrol etmek için;

1. İkna ve telkin etmede kurulacak iletişim kanalı belirlenir.
2. İletişim kanalının doğruluğu, kontrollü eyleme geçirilerek test edilir.
3. Doğru iletişim kanalından mesajlar beyne transfer edilir.
4. Mesajlar sürekli tekrarlanarak beyinde iz bırakılması sağlanır.
5. Davranış değişikliğini aktif hale getirecek komut, beyne transfer edilir.
6. Komut mesaj ile eyleme geçirilip, durdurularak davranışların nasıl kontrol edilemez hale geldiği araştırılır.
7. Beyni kontrol etmeyi zorlayan faktörler var ise bu faktörlerin etkisini ortadan kaldıracak yöntemler belirlenir.


Günümüzde beyni uzaktan kontrol etmek üzere yapılan tüm çalışmaların gizli amacı bilinci etkileyip, değiştirip yönlendirerek, sorgulamayan, mukayese etmeyen ve beyni olan ama düşünmeyen insan robotlar oluşturmaktır. İnsan robotlar, bireyin kendi iradesi dışında, beyin yıkama seansları, ilaçlar, elektromanyetik dalgalar ve hipnoz etkisiyle başkalarının istediği eylemleri yapanlara verilen isimdir. İnsan robotlar oluşturulurken;

1. Kabus ve halüsinasyon görmeleri sağlanır,
2. Kaçırıldıklarında ya da ele geçirildiklerinde konuşup konuşmayacakları test edilir,
3. Bağımlılık oluşturulur,
4. Eski davranış biçimlerini silmek ve hafıza kaybı oluşturmak için darbe, elektrik verme, biyokimyasal ilaçlar, sinir gazları - LSD gibi yöntemler ile şok uygulanır.
5. Yeni davranışlar programlanırken görevleri sürekli tekrar ettirilir,
6. Görevi yerine getirecek uyarıcı işaret beyne yerleştirilir,
7. Eyleme geçmeleri için transa geçirilir,
8. Görevden sonra olan her şeyi zihinlerinden silerek unutmalarını ve hatırlamamalarını sağlamak için sürekli uyutulur,
9. Eyleme geçmeleri sağlandığında asıl görevi başkasına yaptırıp hedef şaşırtılır,
10. Kuşku oluşturmazlar, yalan ifade vermeye zorlanırlar.

Sırlar ve yalanlar üzerine oynanan oyunlar ve unutulan teröristlerin hikayeleri dikkat çekici özellikler taşımaktadır. Kore savaşı sırasında Çinliler tarafından Amerikan askerlerine yapılan beyin yıkama deneyleri Mançuryan Kobayları Manchurian Candidate olarak adlandırılmıştır. Aynı isimle filme konu da olmuştur. Bilinen ilk ve en önemli psikolojik operasyon örneği Hasan Sabbah’tır. Haşhaşi tarikatı da denilen bu örgütlenmede kişiler haşhaşın etkin maddesi eroin ile cennete gideceklerine ikna edilmiş ve gidecekleri cennet kendilerine yaşarken gösterilmiştir. Bu kişiler Hasan Sabbah’a itaat ederek intihar saldırılarını zevkle yapmışlar ve cennete gittiklerini sanmışlardır.

Günümüzde DNA üzerinden biyolojik iletişim sağlanması, Gen haritası ile çevrenin ve kişisel geçmişin genler üzerindeki etkisi, gen değişikliklerinin diğer nesle nasıl aktarıldığı gibi konularda araştırmalar yapıldığı bilinmektedir.

Elektro Beyin Grafisi, MRI cihazları ve bilgisayar tabanlı görüntü işleme sistemlerindeki gelişmelere bağlı olarak beyin haritası çıkarılabilmektedir. Beynin hastalıklı çalışan alanları bu şekilde görüntülenmektedir. Vücut sistemini yöneten ve aralarında işbirliği sağlayan beyin, tüm zihinsel faaliyetlere, düşüncelere, duygulara ve hareketlere özgü sinyaller üretmektedir. Bu sinyallerin frekansları 3Hz ile 50 hertz arasındaki değişmektedir. Bu sinyallere "beynin parmak izi“ denmekte ve kişiden kişiye değişim göstermektedir. Beynin ürettiği sinyaller kaydedilerek, beynin fonksiyonel olarak görüntülenmesi yapılabildiği gibi kişinin uzaktan takip edilebileceği ve yönetileceği de ileri sürülmektedir. Bu frekanslar;

1. Derin uyku sırasında 1-3Hz Delta dalgaları,
2. Yorgunluk veya hafif uyku sırasında 5-7 hertz Teta dalgaları,
3. Alarm veya herhangi bir uyarılma sırasında 8-12 hertz Alfa dalgaları,
4. Çok meşgul olduğumuzda 14-30 hertz Beta dalgaları,
5. 10 hertz civarı ise normal işler yaparken yayılan dalgalardır.

Bu durumda bireyin öfke, acı, endişe, küçümseme, ümitsizlik, dehşet, sıkıntı, kıskançlık, korku, uyku, terör gibi durumlarda yaydığı frekansların tespit edilmesi mümkün olabilir mi? Bu frekanslar kişiden kişiye değişiklik gösteriyor ise uzaktan bu duyguları oluşturan sinyaller beyne yöneltilirse, beyinde aynı duygular oluşturulabilir mi?Bu konuya ışık tutması bakımından kahin, şaman, hipnozcu ve medyumların müşterilerinin beyinlerini nasıl yönlendirebildiği önemlidir. Araştırmalar sonucunda şamanın, kullandığı davul sesinin yaydığı dalgalar ile tedavi edilen kişinin beyin dalgaları arasında bir uyum oluşturduğu ve bu sırada dua okuyarak onun beynine istediği emirleri yerleştirdiği gözlenmiştir.

İnsanların çevrelerini nasıl algılayıp ne şekilde tepki gösterdikleri, nasıl iletişim kurdukları ve davranış kalıplarını nasıl oluşturdukları üzerine yapılan araştırmalar algısal davranış programlama Neuro Linguistic Programming olarak adlandırılmaktadır.

Ses dalgaları ile insanları uzaktan belirli davranışlara yönlendirmek mümkün mü? Bunu daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle sesin teknik özelliklerinin iyi bilinmesi gerekir. Ses, titreşim hareketlerinden oluşan mekanik dalga yayılımıdır. Havadaki sesin yayılma hızı ortalama olarak 331m/s dir. İnsan kulağının işitme frekans aralığı ise 20Hz ile 20KHz arasındadır. Frekans 1 saniyedeki titreşim sayısı olduğundan insan kulağı saniyede 20 ile 20000 arasındaki titreşimleri algılayabilmektedir. Ses bu titreşimlerin karışımından oluşmaktadır. Havada yayılan ses dalgaları insan kulak zarını titreştirerek işitmemizi sağlar. Öte yandan bu aralık dışındaki bazı seslerin hayvanlar tarafından algılandığı gözlemlenmiştir. İnsana hissetmeden komut verme ve beynini kontrol etme üzerine, ses aralığı dışında yapılan çalışmalarda öncelikle akustik dalgaların ne olduğunun iyi bilinmesi gerekmektedir. Akustik dalgalar 4’e ayrılır;

1. Ses ötesi (Infrasound): 20Hertz ve altındaki ses dalgalardır.
2. İşitilebilir ses: 20Hertz - 20.000Hertz arasında olan ses dalgalardır.
3. Ultra ses (Ultrasound): 20.000Hertz den 15MHz’e kadar olan ses dalgalarıdır.
4. Hiperses: Frekansları 15MHz’den yukarı olan ses dalgalarıdır.

Ultra ses, insan kulağının işitemeyeceği kadar yüksek frekanslı akustik bir dalgadır. Ultra ses üretiminde piezoelektrik olaylardan yararlanılır. Piezoelektrik, üzerine mekanik bir basınç uygulandığında bazı kristal ve seramik malzemelerin elektriksel gerilim oluşturmasıdır. Aynı malzemelere elektriksel işaret uygulandığında ise malzemeler genişleyip daralarak titreşir ve akustik dalga oluşturur. Günümüzde ultra ses ile çalışan sistemler aşağıda verilmiştir;

1. Kemirici hayvanların uzaklaştırılmasında, derinlik ölçümlerinde, sonar ve radar olarak hedef tayinlerinde, metal ve plastik kaynak yapımında,

2. Diğer tanı sistemlerine göre yumuşak dokuları da görüntüleyebilmesi ve iyonize edici etkisinin olmayışı gibi özellikleri nedeniyle görüntüleme,

3. Fizyoterapi uygulamalarında, cerrahide, hipertermi etkisi ile kanserli hücrelerin yok edilmesinde, kemiklerin kaynamasında, dişçilikte oyuk açımında, gözde katarakt tedavisinde, böbrek taşlarının parçalanmasında, kan akımının ölçülmesinde v.s. tedavi amaçlı kullanılmaktadır.

Ultra ses yöntemi ile işitilebilen ses dalgaları ultra ses dalgalarına dönüştürülüp hedef insana yönlendirildiğinde hipnoz edebildiği ileri sürülmüştür. Yapılan deneyler sonucunda ultra ses yöntemi ile hipnoz edilen insanlarda ani ateş, ağrı, uykusuzluk ya da aniden uykuya dalma etkileri gözlemlemiştir. Ayrıca insanların bazı komutları emir olarak algıladıkları da ileri sürülmektedir.

Nikola Tesla (1856, 1943, New York). Sırp asıllı mucit, elektrik ve makine mühendisidir. Alternatif akım ile çalışan sistemlerin ilk mucididir. Yüksek gerilim ve yüksek frekanslı elektrik iletimi konusundaki araştırmalar, Nicola Tesla'yı Colorado Springs yakınlarındaki bir dağın üzerine dünyanın en güçlü radyo vericisini kurup çalıştırmaya yöneltti. 60 metrelik direğin etrafında, 22,5 metre çapında, hava çekirdekli transformatörü yaptı. Üreticisi, istasyondan birkaç mil uzaklıkta enerjiyi kullanırken, Nicola Tesla ilk insan yapımı şimşeği oluşturdu. Bir direğin tepesindeki 1 metre çaplı bakır küreden, 30 metre uzunluğunda, kulakları sağır eden şimşekler çaktı. TESLA yapay depremler yapabilecek, ölüm ışınından ve kimsenin geçemeyeceği manyetik bir kalkandan bahsetti (Tesla Kalkanı), hatta dünyayı bir elma gibi ikiye bölebilecek güçte silahlar yapılabileceğini söyledi.

Elektromanyetik darbeli atış etkisi ilk olarak havada patlatılan nükleer silahların denenmesi sırasında gözlemlendi. Bu enerji darbesi etki alanında bir elektromanyetik alan oluşturup, bu alana maruz kalan iletkenlerde ve elektronik cihazlarda kısa süreli ama binlerce voltluk bir gerilim oluşturdu. Bu darbeli atışların özellikle elektronik ekipmanlarda geri dönüşü olmayan hasarlara da sebep olabileceği gözlemlendi. Tesla Kalkanının özellikle kritik tesislerin (nükleer santraller, barajlar, silah fabrikaları, silah depoları, rafineriler...) korunmasında kullanılmak üzere çalışmaları devam etmektedir. Bu teknolojiler ile ilgili diğer çalışmalar ise ozon tabakasındaki deliğin kapatılması, zayıflamak isteyenlere içgüdüsel olarak telkinde bulunmak (zihin kontrolü), şiddetli fırtınaları önlemek gibi pek çok alanda devam etmektedir.

Elektromanyetik saldırı, karşı tarafın savaşma gücünü yok eden, azaltan ya da etkisiz hale getiren elektromanyetik enerji yayınımıdır. Radyo frekansı ya da mikrodalganın insana yeterince zarar verecek güçte olması mümkündür. Ölümcül olmayan yönlendirilmiş mikrodalga enerji, kalabalıkların kontrolü ve toplumsal olaylara etkin bir şekilde müdahale edilebilmesi için geliştirilmiş yeni bir teknolojidir. Bu sistem, hedef insanın derisindeki suyu ısıtan ve dayanılmaz acıya neden olan bir mikrodalga kaynağıdır. Şiddetli ağrıya sebep olmanın dışında hiçbir kalıcı hasar bırakmaması amaçlanmasına rağmen geri dönüşümü olmayan hasarlara neden olabileceği ileri sürülmektedir. Mikrodalga ışınına maruz kalanların uzun vadeli yan etkileri için henüz yeterli testler yapılmamıştır. İsyanları bastırmada, çetelere yönelik operasyonlarda, anarşik olaylarda, rehineleri kurtarmada kullanılması planlanmaktadır. Mikrodalga kaynağını uzaktan bir hedefe yönelterek insan davranışını kontrol etmek için hayvanlar üzerinde deneyler yapılmaktadır. Mikrodalga kaynağın frekansı yükseldikçe dokuya derinlemesine nüfuzu artmaktadır. Mikrodalga ışıma etkisindeki dokuları oluşturan hücre zarlarının normal işlevini bozan ısıl olmayan etkiler gözlenmiştir. Hücre zar işlevlerinin mikrodalgalar ile kontrol edilmesi, sadece beyni kontrol etmede değil tüm organları kontrol etmede önemli bir rol oynayacaktır. Elektromanyetik ışınımın yoğun olduğu çevrede oturanlarda sinirlilik, huzursuzluk, depresyona girme belirtileri, uyku bozuklukları ortak yakınmalardır.

Elektromanyetik saldırılar ile uzaktan davranış kontrolü çalışmaları, radyo dalgaları ile beyinlerde elektronik hipnoz yapmayı amaçlamaktadır. Elektromanyetik enerjinin tedavide kullanımı yeni gelişmelerdendir. Beynin ön bölgesine elektromanyetik uyarı vererek depresyonu tedavi etme projesi, elektroşok tedavisine alternatif olarak işe yarayacak gibi görünmektedir. Bu proje ile kişiye istemediği şeyleri yaptırmanın mümkün hale geleceği iddia edilmektedir.

Körfez Savaşından sonra Amerikalı askerlerde görülen ve Körfez Sendromu diye adlandırılan psikolojik sorunların, Irak da denendiği iddia edilen elektromanyetik silahlardan kaynaklandığı ileri sürülmektedir. Düşman tarafın moralini bozan ve dikkatsizliğini arttıran elektromanyetik silahlardan etkilendiklerine yönelik teoriler ortaya atılmıştır. Elektromanyetik ritmik vuruşlar, kişiye başını elektrikli matkapla oyulduğu hissi uyandırmaktadır. Çok düşük frekanslardaki elektromanyetik yayınımlar ile baş ağrısı, kulakta çınlama, sinirlilik hali, depresif durumlar, hafıza kaybı hatta panik duygusu oluşturulabilmektedir.

Radyo frekansları ile uzaktan sinyalleri alabilen ve nakledebilen minyatür elektrotlar geliştirilmiştir. Özürlüler ve sağlık problemi olan insanların yaşamsal isteklerini beyin dalgalarından, sinir sisteminden ve kas hareketlerinden hisseden algılayıcılar geliştirilmiştir. Elektrotların kafasına yerleştirildiği maymunda cinsel saldırganlık, boğayı aniden durdurma deneyleri başarılı olmuştur. Yunus balıkları yönetilebilmektedir. Araştırmacılar beynin hipotalamus bölgesine elektrotlar yerleştirerek hastalarda korku, heyecan, halüsinasyon oluşturma üzerine deneyler yapmışlardır. Tuşlarla kontrol edilebilen insana neler yaptırılamaz ki! Radyo frekansı sinyallerini alabilen ve nakledebilen beynin, uzaktan uyarılması insanların robot gibi tuşlarla kontrol edilebilmesi, çok tehlikeli bir gelişmedir. Düşünün kimliklerini belirten elektrotların yerleştirildiği insanların yaşadığı dünya nasıl bir şey olurdu? Retina üzerine yerleştirilen elektrotlar ile görme özürlülerin beyninde görüntü canlandırma çalışmalarında başarılı sonuçlar elde edilmiştir.

Elektromanyetik ışımanın beyinde melatonin hormonunu azalttığına dair güçlü bilimsel kuşkular vardır. Melaton; beynin salgıladığı zihin işlevleri, hafıza, bilgi işleme, cinsellik, stres hormonları, uykuda beyin onarımı gibi işlevleri yerine getiren önemli bir hormondur. Alzheimer hastalığının dünyada artması ile elektromanyetik kirlilik arasında sebep-sonuç ilişkisi ciddi boyutlardadır. Eğer elektromanyetik ışımanın melatoninin salgılamasını azalttığı doğrulanırsa, alzheimer hastalığında mikrodalga yayınımı sanık sandalyesine oturacaktır.

Elektromanyetik yayınım spektrumu; Radyo Dalgalar, Mikro Dalgalar, Kızıl ötesi, Görünen Işık, Mor Ötesi, X-Işınları, Gamma Işınları olarak düşük frekanstan yüksek frekansa göre sıralanır. İyonize radyasyon, elektromanyetik yayınım spektrumunda X ve Gamma ışınlarından başlayan, elektromanyetik dalgalardır. İyonize radyasyon, insan hücrelerinin değişimine neden olduğu, kanser oluşturduğu ve kromozomları değiştirdiği için tehlikelidir. İyonlaşmanın olduğu yayınımların diş dökülmesine, kan kanserine ve sakat doğumlara neden olduğu bilinmektedir. Aynı zamanda X ışınları, Radyum gibi iyonlaşmanın olduğu radyasyonlar kanser tedavisinde kanserli hücreleri öldürmek için kullanılır. Bu ışınları uzaktan yönetmek ve yönlendirmek şu an mümkün olmamaktadır.


İyonize olmayan dalgalar ise Ses dalgaları, Radyo dalgaları, Mikrodalga, Kızıl ötesi ışık, Görünen ışık, ve Morötesi ışık olarak sıralanır. İyonize olmayan dalgalar girdikleri dokulara enerjilerini aktararak ısısını arttırır ya da hücre zarlarının çalışma biçimini değiştirirler. Elektromanyetik dalgalar kullanılarak insanların nasıl yönlendirileceği konusundaki çalışmalar, hücre zarlarının verdiği tepkiler üzerine yoğunlaşmıştır.

100KHz ile 10GHz arasındaki radyo frekanslarındaki (RF) elektromanyetik alana maruz kalan vücudun emdiği enerji oranının ölçülmesinde spesifik soğurma oranı (SAR) kullanılır. 70kg ağırlığında bir kişi hareketsiz durumda 80 watta eşdeğer enerji tüketir. Güç yoğunluğu= 80/70=1,2W/Kg. Spor ya da bedensel işlerde bu oran 3 ile 4 kat artmaktadır. Bu mertebelerde elektromanyetik dalgaya maruz kalan organ ve dokuların normal işlevleri ile bu enerjiyi giderebilecekleri ve hasar oluşturmayacağı düşünülmektedir. Standartlar 30 dakika boyunca Elektromanyetik dalgalara maruz kalan doku ve organların sıcaklığının 1 derece artmasını risk olarak belirtmektedir. Bu da 4watt/Kg a karşı düşer. Bu neden ile SAR limitlerinin 10gram dokudaki ortalama değeri 2W/kg olarak kabul edilir.

10GHz in üzerindeki elektromanyetik alanlarda ise mW/cm^2 kullanılır. Elektromanyetik güç yoğunluğuna 6 dakikadan fazla kalınan ortamlarda maruz kalınabilecek güç yoğunluğunun çalışma ortamları için 5mW/cm^2 ve genel ortamlar için 1mW/cm^2 den küçük olması standartlarca önerilmektedir.

Genel kabul mikrodalga ışımanın vücut organlarında emilen enerji ile ilgili olduğudur. Duyarlı organlar; Göz, Baş ve Beyindir. Mikrodalga frekanslarında çalışanların baş ağrısı, göz yorgunluğu, aşırı halsizlik, bitkinlik ve uykusuzluktan şikayet ettikleri raporlanmıştır. Mikrodalganın vücudun sinir sistemini etkilemesi nedeniyle bu rahatsızlıkların oluştuğu söylenebilir.

Yüksek gerilim hatları, radar, radyo ve TV vericileri, mobil baz istasyonları gibi telsiz sistemleri elektromanyetik yayınım yaparlar. Bu sistemlerin yaydığı elektromanyetik alana maruz kalan doğal yaşamdaki bitkiler ve hayvanlar elektromanyetik yayınımlardan olumsuz etkilenmektedir. Elektromanyetik dalgaların doğadaki canlıların doğal bağışıklık sistemlerinin zayıflamasına, sağlıklarının bozulmasına, üreme problemlerine sebep olduğu iddia edilmektedir. Arılar, yerin manyetik alanını ve yüzeyin günlük manyetik değişimlerini kullanarak, bulundukları konumları tespit eder ve birbirileriyle haberleşirler. Elektromanyetik radyasyon nedeniyle yok olan arı kolonileri, yolunu şaşıran kuşlar ile ilgili haberleri sık, sık duymaya başladık.

Elektromanyetik kirlilik ve beyin sağlığımız elektronik savaşta elektromanyetik unsurlar tarafından cömertçe kullanılmaktadır ve kullanılmaya devam edecektir. Elektromanyetik radyasyon, bütün evreni kuşatan bir enerjidir. Gözümüze çeşitli renkler halinde görünen ışık da elektromanyetik radyasyonun bir parçasıdır.

İnsanların ruh hali dış dünyaya verdiği tepkide kendini ifade eder. Bireyin davranışını kontrol eden beynin fonksiyonel yapısının normal yaşamda nasıl oluştuğu, kendini nasıl kontrol edilebildiği ve hangi durumlarda kontrolsüz hale geldiği, ikna ve telkin edilebilmesinde neleri önemsediği ve neleri önemsemediği de bilinmesi gereken önemli kriterlerdir. Sorgulamadan ve mukayese etmeden bilgiyi kabullenme baştan beyin kontrolünü başkalarına teslim etmektir. “Amaç bireyin ya da kitlenin, sorgulama ve mukayeseye dayalı savunma mekanizmaları yok edilerek ikna ve telkine açık hale getirilmeleridir.” Görülen ya da yaşanan sessizlik gerçek sessizlik değildir, ne hissettirildiğine ve nasıl hissedildiğine bağlıdır.

KAYNAKLAR



1. Efficient wireless non-radiative mid-range energy transfer, Aristeidis Karalis*, J.D. Joannopoulos, and Marin Soljacic, Center for Materials Science and Engineering and Research Laboratory of Electronics Massachusetts Institute of Technology.

2. Report of the Commission to Assess the Threat to the United States from Electromagnetic Pulse (EMP) Attack

3. The American Way of Propagandan: Lessons from the Founding Fathers, By J. Michael Waller Annenberg Professor of International Communication The Institute of World Politics January 18, 2006

4. Elektromagnetic veapon and Human rigths, by Peter Phillips, Lew Brown and Bridget Thornton, As Study of the History of US Intelligence Community Human Rights Violations and Continuing Research in Electromagnetic Weapons

5. High-Altitude Electromagnetic Pulse (HEMP): A Threat to Our Way of Life, by William A. Radasjy, PH.D., P.E.

6. Mind Controllers By Dr. Armen Victorian A 10-page Summary

Yazar: METE BATUHAN
10 Ağustos 2011
http://bmajans.blogspot.com/2011/08/beyin-kontrolu-ve-elektromanyetik.html

Eklenti Başlığı
Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !