7/10/2009 ·
ZİHİN KONTROLÜ
Zihin Kontrolü ve Beyniniz kontrol edilirse ne olur?Bu konu üzerinde
TV.kanallarının birinde uzmanların konuşmaları dikkatimi çekti. Çok ilginç geldi
ve bu konuları araştırmaya başladım. İlk önce fazla düşünmeye gerek yok, tabi ki
bilinmedik güçlerin olabileceği, bazen de insanların bazı şeyleri engellemesi
zor olacaktır diye kestirip atıyordum. Bu konuları çok boyutlu ve karmaşık
buldum. Hakikaten bu dal üzerinde eğitim yapılması ve bu konulara ilgi duyulması
gerekiyor. Günümüz de teknolojinin hızla geliştiği gerçektir. Bu gelişim olumlu
yanları olduğu gibi olumsuz yanları da mevcuttur. Bu olumsuzluklardan en
önemlisi maalesef insanların zihinlerinin kontrol altına alınabilmesidir.
ZİHİN KONTROLÜ NEDİR? Günümüzde psikotrop maddeler kullanılarak veya
elektro-manyetik dalgalarla insan beynine etki edilebilmekte, düşünce ve
davranışlar yönlendirilebilmektedir.
ZİHİNLERE HÜKMETMEK MÜMKÜN MÜ? Evet mümkün. Çok gelişmiş bilgisayarlar
yardımıyla kişinin öfke, acı, endişe, küçümseme, ümitsizlik, dehşet, sıkıntı,
kıskançlık, korku, uyku, terör…hallerinde beynin yaydığı radyasyon frekansları
kaydediliyor daha sonra istenilen psikolojiye uygun frekanstaki elektromanyetik
dalga dışarıdan gönderilerek elektromanyetik dalgalar sayesinde kişinin
düşünceleri ve davranışları kontrol altına alınıyormuş. Ayrıca, bu
elektromanyetik silahların beyin kontrolünden başka depremlere neden
olabileceği, uçakları düşürebileceği de ifade edilmektedir. İnsanları kontrol
etmenin verdiği iç gıcıklayıcı baskısı, bir de konunun esrarengiz olması zihin
kontrolünü çekici kılmaktadır. Günümüzde insan zihni nasıl kontrol edilebilir?
Peki ama niçin?Başta masum bir şekilde insana hizmet diye yola çıkılır (sağlık
alanında)ve kısa sürede tehlikeli hale gelen ve fantezilere yol açan zihinlere
hükmetmek fikri, soğuk savaş döneminde masumiyetini yitirir.Konu zihin olunca
düşünülmesi gerekir.Bu gün hangi tehlikeyle karşı karşıya insanlık dersiniz? Gün
gelecek dünyaya hükmedebilmek için fikri, güçlü ülkeler karşı karşıya
getirilecek ve milyonlarca dolarlık bütçeler harcanacak, gizli operasyonlara
neden olacaktır. Asıl trajik olan ise bilim dalında buluşların insanlık dışı
kullanımı olacaktır.Beyin yıkama yöntemleriyle istenilen insan tipini yaratıp
isteklerini yaptıracak ve kontrol altına alarak halkının davranışlarını
düzenleyecek kontrol teknolojisi oluşturulacaktır.Bundan böyle aynı teknolojiyle
bilgiler kodlanacak ve insan hedeflerine yöneltilerek zihin harbi
oluşturulacaktır.Artık zihin okunması ve kontrolü çağı başlamıştır…Yani bu da
bireysel hayatın gizliliğini ortadan kaldıracaktır. İnsan hakları ihlali göz
göre göre yapılacaktır..Peki! günümüzde insan zihinleri nasıl etki altında?...En
basit şekliyle gazete, kitap, radyo, televizyon ve hızına erişilemeyen internet
aracılığıyla insanların zihinleri kontrol altına alınabiliyor.Biyolojik bir
varlık olan insan çok kolay etki altında kalabiliyor.Bu nedenle günümüzde
medyayı kimler daha iyi kullanıyorsa insanları da daha çok etki altında
tutabiliyor demektir.
Maalesef günümüz dünyası kan gölüne dönmüş, insanlık dışı davranışlar sergilenir
hale gelmiş, değerler kaybedilmiştir…Duyarsızlaşan toplumlar yaratılmaya
çalışılmaktadır.Yani birileri duyarsız toplumlar, duyarsız bir dünya
peşinde…Arkasından sömürge haline gelmiş ülkeler… İşte bunun için beyinlerimize
hükmediliyor.Benim gelecekle ilgili kaygı ve endişelerim çok fazla peki ya
sizin?.....
Nermin AYDINLI
13.07.2009
10/9/2009 ·
sabah gazetesinin internet sitesinde zihin kontrolle ilgili arşivinde
yer alan haberlerin bir kısmı aşağıdadır.
Beyin gücü ile robotu kullandı
DIŞ HABERLER
ABD'li bilim adamları, maymunun düşünce gücüyle robotu hareket
ettirip yemek yemesini sağladı. Yöntem, felç gibi hastalıklar için
yeni bir umut..
ABD'deki Pittsburgh Üniversitesi bilim adamları bir maymunun düşünce
gücüyle robotu hareket ettirerek yemek yemesini sağladı. Büyük yankı
bulan gelişme, beyinle bağlantılı hastalıklar için yeni bir
umut. "Nature" adlı bilim dergisinde yayımlanan makaleye göre, ilk
olarak maymuna otomatik kolu bir vites yardımıyla yönetmesi
öğretildi. Maymun, vitesi ileri geri oynattıkça başka bir mekanizmaya
bağlı kol da hareket ediyordu. Bir süre sonra maymunun iki kolu
vücudunun iki yanına bağlanarak kullanılamaz hale getirildi. Ardından
omuz, dirsek ve bilekten hareket ettirilebilen biyonik kol omuzlarına
düzgün bir şekilde yerleştirildi.
ROBOT KOLLA YEDİ
Maymunun beyninde hareketin kontrol edildiği bölgeye çok ince
elektrotlar bağlandı ve alınan sinyaller de bilgisayara aktarıldı.
Maymun yemek istediğinde, beyindeki hareketlilik bilgisayara
aktarılıyor, oradan da elektronik koldaki motorlara gönderiliyordu.
Ve kendisine uzatılan meyveyi robot koluyla yedi.
İLİŞKİLİ HABERLER
Beyin gücü ile robotu kullandı
Felçli hastalar da benzer cihazları kullanabilecek
''Beynin şifresini çözdük'' iddiası
Florida Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Jose C. Principe, beynin şifresini
çözdüklerini iddia ederek ''Beynin hangi bölümünün ne iş yaptığını
ortaya çıkardık'' dedi.
Antalya Talya Oteli'nde düzenlenen 5. Uluslararası Biyomedikal
Mühendisliği ve Gelişen Teknolojiler Sempozyumu'nda konuşan Prof. Dr.
Jose C. Principe, yaptıkları çalışma ile beynin hangi bölümünün ne
iş yaptığını ortaya koyduklarını bildirdi.
''Çağın devrimi'' olarak nitelendirdiği çalışma ile beynin hangi
bölümünün
ne işe yaradığını, hangi organa hükmettiğini belirlediklerini ifade
eden
Principe, şunları söyledi:
''Bu çalışma ile beyin dalgalarını toparlayıp, işleyip, elleri
çalışmayan
insanların ellerinin çalışması sağlanabilecek. Artık beyindeki
sinyallerin ne
anlama geldiğini biliyoruz. Beyin ile vücut arasındaki iletişim
çözüldü. Bu
metotla beynin hangi bölümünün ne iş yaptığını ortaya çıkardık. Beyne
yerleştirilen elektronik bir cip vasıtasıyla yapay kola beyinden
komut vererek istenilen hareket yaptırılabiliyor. Artık doğuştan veya
kaza sonucu kolu olmayanlara takılacak yapay kolla, organ eksikliği
giderilecek. Yapay kol sağlam kol gibi iş yapabilecek hale
gelebilecek. Bu konuda çalışmalar devam ediyor.''
Principe, yapay kola uygulanan sistemin yapay bacak içinde
uygulanabileceğini belirterek, bunların beyin elektrodu, cihazlar ve
robot (yapay kol, bacak) vasıtasıyla uygulanabilir hale geldiğini
sözlerine ekledi.
AA
Yayın tarihi: 2 Haziran 2007, Cumartesi
Web adresi:
http://www.sabah.com.tr/2007/06/02//haber,7B6EB96F6740463AB662A706D6EC
A088.html
İşte tarikatın gizemli cihazı
Tarikata giren insanlara önce bu gizemli dinin felsefesini anlatan
kitaplar veriliyor ve ritüelleri öğrenmeleri sağlanıyor. Kitaplarla
tanıştırılan insanların tarikatın felsefesini anladıktan sonra
tarikatta standart eğitim kurslarına başlanıyor. Bundan sonraki aşama
ise "clear" yani berrak olmak. Bunun için de iki elle tutulan ve
vücuda 1.5 volt elektrik veren gizemli E-metre (elektropsikometre)
aleti aracılığıyla auditorlerin denetiminde geçmişe yolculuk ve
zihninin temizlenmesini sağlanıyor.
KARŞILIKSIZ HİÇBİR ŞEY YOK
Scientology'nin şu an aktif olarak Türkiye sorumluluğunu yürüten ve
İstanbul'da yaşayan Umut Duman tarikatın önemli bir ilkesinden daha
söz ediyor. O da "Scientoloy'de karşılıksız hiçbir şey yok" kuralı.
Çünkü tarikatta alınan her kitabın, kursun, eğitimin karşılığı
ödenmek zorunda. Tarikatta en üst noktaya gelebilmek için belki
yüzlerce kurstan geçmek gerekiyor. Her aşamada uygulanan "auditing"
işleminin bedeli Türkiye'de 100 dolar. 100 doların karşılığı olarak
12.5 saatlik bir seans gerçekleşiyor.
Scientology tarikatının ünlü Türk müritleri var
Tutkun Akbaş
Yedi kıtada kilisesi, 10 milyon üyesi var, 120 ülkede örgütlüler.
Scientology tarikatının Türkiye sorumlusu Zafer Yılmaz ilk aşamada
olduklarını ve tüm ülkeye yayılmayı hedeflediklerini söyleyip
ekliyor: İkinci aşamada milletvekillerine ulaşılacak..
BAŞLARKEN
Dünya 2000'li yıllara giriş yaptığında küreselleşme olgusu yeryüzünün
kodlarını her anlamda değiştirdi. Buyeni süreçte kutsal dinlerin
dışında yeni inançlar, gizemli tarikatlar tüm dünyada etkisini
hissettirmeye başladı. 2000 yılından bu yana Türkiye de bu garip ve
gizemli tarikatların ilgi alanına girdi. Tom Cruise ve John Travolta
gibi Hollywood yıldızlarının üyesi olduğu Scientology tarikatı şu an
Türkiye'de ciddi bir etkinlik kazanma yolunda ilerliyor. İki yıl önce
İstanbul'da bir otel odasındaki seks ayinleriyle gündeme gelen
dünyanın en sapkın tarikatı Rael'in de hedefi Türkiye... Eski çağın
gizemli bilgilerini taşıdıklarını iddia eden Altın Şafak Hermetik
Cemiyeti, bilinmeyen bir varlıktan haber aldığını öne süren bir
kadının kurduğu Ramtha tarikatı ve binlerce üyesine toplu düğün yapan
Moon tarikatının da yolu artık Türkiye'den geçiyor. Bunların yanı
sıra Hint felsefesinin ilginç tarikatları Brahma Kumaris, Hare
Krishna da Türkiye'de epeydir faaliyetlerini yürütüyorlar. Bunlara
bir de paganistleri eklemek gerek. Dünya Pagan Federasyonu'nun
Türkiye temsilciliği de gizliden gizliye faaliyet içinde. Küresel
tarikatların Türkiye operasyonları dışında, bu ülkeden de ilginç
yapılar ortaya çıktı. Sınırsız seks taraftarı Yeşil Yol tarikatı
bunlardan biri. Görünen o ki, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de
yeni inanç sistemleri ve garip tarikatları çok fazla konuşacağız.
Tom Cruise, Katie Holmes, John Travolta, Dustin Hoffman gibi pek çok
Hollywood yıldızının üyesi olduğu Scientology, dünyada ayrı bir din
kategorisinde tutuluyor. Scientology'nin kuralları, hiyerarşisi,
ilişki biçimleri ve gerçekte tarikata girildiğinde insanların neler
yaşadığı asla bilinmiyor. Scientology'nin dışarıya verdiği görüntü
dışında gerçek yüzünü hep sakladığı düşünülüyor. Adeta bir devlet
gibi onlarca değişik örgüte bölünmüş olan tarikatın istihbarat
servisi gibi çalışan birimleri bile var. Scientology, üyeleri
tarafından dışarıya, insanın ruhunun özgürleşmesi, bir yaşam bilimi
olarak sunuluyor.
ZİHİN KONTROLÜ CİHAZI
Türklere yönelik 2005 yılında başlatılan çalışmaları, Almanya'da
yaşayan Türk işadamı Zafer Yılmaz ve Umut Duman yürütüyor. Kurulduğu
ABD'den sonra dünyadaki en etkili Scientology merkezlerinden biri
olan Almanya üzerinden yürütülen çalışmalarda hep gurbetçi Türklerin
etkili rolü göze çarpıyor. Altı yaşında gittiği Almanya'da
tornacılıktan gelip atom santralleri, boru hatları yenileme gibi
projeler gerçekleştiren bir şirket kurarak yılda 15 milyon dolarlık
ciro yapacak güce gelen 41 yaşındaki Zafer Yılmaz, Türkiye'deki
Scientology çalışmalarının koordinatörü. Almanya'daki Scientology
kiliselerine bağlı Türkler iki ülke arasında yoğun bir trafik içinde.
Çünkü 1989'dan bu yana Scientology üyesi olan Zafer Yılmaz'ın
deyimiyle, "Türkiye'yi ve Türk halkını da kurtarmak" amacındalar.
Hayatta daha başarılı olma, her insanın şu anda olduğundan daha
yetenekli hale gelebileceği vaadinde bulunuluyor. İşte bu vaatlerini
tarikat ilginç bir aletle gerçekleştiriyor. İnsan vücuduna 1.5
voltluk elektrik verilerek zihin kontrol aleti gibi çalışan, yalan
makinesine benzetilen E-Metre aygıtı. Tarikatın Türkiye sorumluları
Zafer Yılmaz ve Umut Duman E-metre aletini ilk kez SABAH için
sergilediler. Elle tutulan iki metal silindir üzerinden verilen 1.5
voltluk elektrik akımıyla, adına auditor dedikleri denetçi tarafından
uygulanan sistemle tarikata girecek kişinin geçmişinden arınması,
berrak hale gelmesinde ilk adım atılıyor.
DEPREMZELER FİŞLENDİ
Scientology tarikatı Türkiye'ye ilk kez 1999 yılındaki büyük deprem
sırasında ilgi duymaya başladı. Tarikatın Türkiye sorumlularından
Umut Duman'ın davetiyle Scientology'nin Kızılhaç'ı denebilecek
Volunteer Ministers adlı yardım kuruluşundan dört kişi depremin
bölgesine giderek 500 civarında Türk'ün kayıtlarını alıyor. Duman,
Scientology teknikleriyle depremzedelere yardım edip kayıt
çalışmalarıyla ilgili şunları söylüyor: "1999'da Türkiye'de deprem
oldu. Scientology'den bana ulaştılar, ne yapalım diye? O dönemde
Scientolog'lar Türkiye'ye geldi. Bazı uygulamalar yaptılar. Bize de
gösterdiler. Yardımlarda bulundular. 500 insanın kayıtları alındı o
dönem. Assist dediğimiz yardım teknolojisi uygulandı." Scientology
tarikatının Türkiye faaliyetlerini anlatan Umut Duman ilginç bir
bilgi daha veriyor. O da, tarikatın öğretilerini benimseyen ve hatta
Almanya'dan gelen auditorler aracılığıyla seanslara giren bazı
ünlüler olduğu. Ancak bu isimleri, tarikatın gizlilik kuralları
gereği açıklamaktan kaçınıyor. Umut Duman ayrıca tarikatın şu an
Türkiye'de aktif 30 civarında üyesinin bulunduğunu ve eğitim
süreçlerinin devam ettiğini söylüyor. Zafer Yılmaz, çeviriler
tamamlandığında özellikle siyasetçiler ve milletvekillerine yönelik
ziyaretlerde bulunmayı düşündüklerini söylüyor. Konuyla ilgili
olarak, "Milletvekilleri, ünlülere yönelik çalışmalarımız olacak. İlk
etapta bu kitapların tercüme aşaması bitsin. Bu insanlara Türkçe
dilinde hitap etmek zorundayım" açıklamasını yapıyor.
7/8/2009 ·
Önsel Önal
Kategori: Komplo Teorileri
Boğaziçi Üniversitesi Elektromanyetik Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Selim
Şeker: "İnsan beynindeki noktalar arasında öyle yerler var ki, bunların
uyarılması durumunda kişi, adam bile öldürebilir. Yine aynı yöntemle kişiye uzak
bir mesafeden kalp krizi geçirtilebilir."
ABD ve Rusya'nın, 1950'den bu yana üzerinde çalıştığı, insanları istendiği gibi
yönlendirmeye yarayan beyin kontrol silahının, 1970'li yıllarda Türkiye üzerinde
kullandığı iddia edildi.
Bu iddiaya göre, 5.000 insanımızı kaybettiğimiz, insanın ideolojisi uğruna
annesini, kardeşini veya en yakınını öldürmekten çekinmediği sağ-sol
çatışmasının arkasında, beyin kontrol silahı olduğu ileri sürülüyor.
Çip veya beyne sokulmuş elektrotlara ihtiyaç duyulmadan insan beyninin kontrol
altına alınması anlamına gelen beyin kontrol silahı, uzmanlara göre, verilen
telkinlerle İstenildiğinde insanı terörist haline sokabiliyor. İnsana, ruhsal ve
bedensel acı yaşatabilen bu sistemin, 1980 öncesi Türkiye üzerinde kullanıldığı
iddiası ise dehşet verici...
Ciddiye alınması gereken bu kuramı ileri süren isim ise, bu alanda uzmanlaşmış
Emekli Kurmay.Albay Baha Kadıoğlu... Kadıoğlu, Silahlı Kuvvetler Dergisi'nde
yayımlanan bir makalesinde, konuyla ilgili olarak şu ifadeleri kullanıyor:
"Türkiye, 1970'li yıllar içinde beyin kontrol yöntemlerinin harp şeklinde
uygulandığı ve bunun korkunç kâbusunun yaşandığı bir ülke olmuştur."
Bu görünmez harbin gelecek yıllarda da devam edeceğine dikkat çeken Kadıoğlu,
"Bu harbin yalnızca fizikî tedbirlerle önlenmesi mümkün görülmemektedir.
Alınacak tedbirleri öğrenmek için en kısa zamanda parapsikolojik çalışmalara
girmek mecburiyetindeyiz." uyarısında bulunuyor. Aksi halde, bu tür müdahalelere
maruz kalınabileceğini söylüyor.
CIA ve MOSSAD, Beyin Kontrolüne Büyük Önem Veriyor
Memory Center Neropsikiyatri Merkezi öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Nevzat
Tarhan da istihbarat örgütlerinin - özellikle CIA ve MOSSAD'ın - bu konuya büyük
önem vermekte olduğunu söylüyor:
"Bu konularda CIA, NSA, Alman İstihbaratı, MOSSAD, KGB çok detaylı çalışmalar
yapmışlardır. Hangi noktada oldukları belirsizdir. Fakat Zihin Kontrolü
psikolojik savaş için de kullanılmaktadır"
Rusya sistemine uygun insan yetiştirmek için beyin kontrol silahına önem verdi.
CIA eski başkanlarından Richard Helms, Watergate soruşturmalarında Warren
Komisyonu'na verdiği bilgilerde şöyle demiştir:
"Yapılan araştırma göstermiştir ki SSCB, kendi sisteminin isteklerine uygun
politik görüşe bağlı olacak şekilde, halkının davranışlarını düzenleyebileceği
bir kontrol teknolojisi geliştirmeye çalışmaktadır. Bundan böyle aynı
teknolojiyi daha karışık bir yaklaşımla, bilgiler kodlanarak insan hedeflerine
yöneltilebilecektir. Bu, insan zihinleri harbi olacaktır."
Elektromanyetik Dalgayla Kalp Krizi Geçirtilebilir
Bilim adamlarına göre, insanların zihinleri kontrol altına alınabilir. Boğaziçi
Üniversitesi Elektromanyetik Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Selim Şeker,
İnsan beyni, elektronik bir cihaza benziyor. Şeker, "İnsan beynindeki noktalar
arasında öyle yerler var ki, bunların uyarılması durumunda kişinin adam bile
öldürmesi mümkün." diyor.
Yine aynı, elektromanyetik dalga yöntemi ile kişiye uzak bir mesafeden kalp
krizi geçirilebileceğini ileri süren Şeker, şöyle devam ediyor: "Bu durum,
devlet başkanları için bile geçerli. Ülkelerin, yeni teknolojiden haberdar
olmaları ve konu ile ilgili araştırma yapmaları gerekiyor. Türkiye, bu konuda
çok geride kalmıştır. Bizler, bilim araştırmalarına bütçe ayıramıyoruz. Zaten bu
alanda yapılan araştırmalar, oldukça pahalı. Biz daha bir profesöre bilgisayar
dahi tahsis edemiyoruz. "Zihin Kontrol" teknolojisi, dünya için oldukça önemli
ve yeniçağın silahı. Bu konuda Türkiye de gerekli önlemi bir an önce almalı"
Başbakanlara Bile Suikast Düzenlenebilir
Prof. Dr. Şeker, parapsikoloji olaylarının gerçek olduğunu ve insan beyninin
çözülemeyen yapısı ile ilgili olduğunu belirterek, ABD'nin bu alanda yüklü
miktarda paralar ayırdığına değiniyor.
"Özellikle NATO görevi yapan subaylara veya yurtdışındaki istihbaratçı
personele, ya da bazı kilit noktalardaki bürokratlara özel bir eğitim ve
operasyondan geçirdikten sonra istediklerini yapabilirler" diyen Selim Şeker, şu
dikkat çekici ifadeleri kullanıyor: "Başbakanlara bile operasyon yapabilecek
durumdalar ve Türkiye bu konuları bilmiyor, kendini savunamıyor. Sonuçta Türkiye
mutlaka bu operasyonlara maruz kalmaktadır. İntihar bombacılarının veya PKK
militanlarının ilaçlanmış olma olasılıkları çok güçlü. Pek çok İnançlı militanı
El-Kaide militanı gibi servis etmek tabii ki mümkündür. Fakat sorun, CIA ve
yabancı istihbarat örgütlerinin hangi noktada olduklarının bilinmemesinden
kaynaklanıyor"
22/7/2009 ·
Ülkemizde zihin kontrolü ile ilgili saldırılar en fazla Derin Devlet tarafından
yürütülmektedir.
Derin devlet denildiğinde medyadaki derin devlet çeteleri akla gelmesin. Derin
devlet Türkiyenin her mahallesinde ve köyünde örgütlenmiş ve insanları karanlık
bir kast sistemi içinde yaşatan illegal bir organizasyondur.
Bu karanlık güçler, kendi grupları içinde kontrol edemedikleri kişilere karşı,
zihin kontrol metodları ile saldırılar düzenlemekte her türlü taciz ve işkenceye
kadar uzanan bu saldırılarla, kurbanları susturma ve pasif hale getirme yoluna
gitmektedirler.
Türkiyede 'Zihin Kontrol' saldırılarının en büyük sorumlusu Türk Derin
Devletidir.
Bu yeraltı organizasyonu, kendi grupları içinde kontrol altına alamadığı
kişilere karşı, susturma, pasifize etme veya hassas takip gibi amaçlarla, zihin
kontrol yöntemlerini tüm şiddeti ile uygulamakta ve bu uygulamaları her türlü
taciz işkence hatta ölüme kadar varan sonuçlara bile götürmektedir.
http://uk.groups.yahoo.com/group/zihin_kontrol/messages
3/7/2009 ·
Cuma, 12 Haziran 2009 19:38
Dr. Nevzat ŞİPLEME
nevzatsipleme@gmail.com
‘Güzel şeyler de oluyor’ dedirtecek gelişmelerden birisi halinde geçtiğimiz
günlerde bir meslek içi eğitimi aldık…
TTB, Sağlık Bakanlığı ve Adalet Bakanlığının eş güdümü ile ve kıymetli öğretim
üyesi Prof. Şebnem Korur Fincancı hanımefendinin öncülüğünde “işkence” nedir,
nasıl tespit edilir, hekim, savcı ve hakimlerin bu insanlık suçuna yönelik neler
yapabileceği tezi üzerine kurulu, “İstanbul protokolü” adı verilmiş ve
uluslararası kabul görmüş yaklaşımın tanıtılması merkezli bir eğitim idi. Tam üç
gün sürdü, ziyadesiyle faydalandık… Tüm ilgili kurum ve kişilere içten
teşekkürlerimizi bir kez daha buradan iletelim…
Bu konuda ‘resmi kurumlarda ilgililerine eğitim veriliyor’ aşamasına gelinmiş
olması her manada güzel bir gelişmedir şüphesiz… Hem sivil toplum kuruluşları
adına hem de hükümet adına... Neticede onlar istemese işkenceyi bir insanlık
suçu olarak görmeseler bu eğitimler gerçekleştirilemezdi…
İşkence denilen şey… bir insanlık suçudur… Tam bir farkındalık oluşmamış,
toplumda herkes düşman gördüğüne yapılabilecek bir tür ceza olarak görüyor…
Heyhât bu bir cezalandırma değildir… Hukuki manada kişinin eylemine uyar şekilde
nasıl cezalandırılacağı kanunlar ile belirtilmiştir… Bahse konu ceza kişi-
toplum vicdanını rahatlatmaya yetmiyor olabilir bu ayrı bir meseledir… Mevzunun
yeri burası değildir…
Uluslararası kabul görmüş İstanbul Protokolü bu konuda daha net ifadeler
içeriyor…
Uluslararası hukukta mutlak biçimde yasak olan işkencenin tanımını İşkenceye
Karşı Sözleşme şu şekilde yapmaktadır:
Bu sözleşmenin amaçları bakımından “işkence” terimi, bir kişi üzerinde kasıtlı
biçimde uygulanan ve o kişiden ya da üçüncü bir kişiden bilgi edinmek yahut
itiraf elde etmek; o kişinin yahut bir kişinin gerçekleştirdiği yahut
gerçekleştirdiğinden şüphelenilen eylemden ötürü onu cezalandırmak; yahut o
kişiyi yahut üçüncü kişiyi korkutmak yahut yıldırmak gibi amaçlarla; ya da
ayrımcılığın herhangi bir türüne dayanan herhangi bir nedenle, bir kamu
görevlisi ya da resmî sıfatla hareket eden bir başka kimse tarafından bizzat
yahut bu kimselerin teşviki ya da rızası yahut da bu eylemi onaylaması suretiyle
yapılan ve gerek fiziksel, gerekse manevi ağır acı ve ıstırap veren her hangi
bir eylemdir. Bu, hukuka uygun yaptırımların sadece uygulamasından doğan, bu
yaptırımların kendisinde var olan yahut arızi biçimde oluşan acı ve ıstırabı
içermez”
Yani kanun olarak cezaların arasında falaka varsa ve adam şu işi yaparsan şu
kadar falaka diyorsa bu işkence tanımlamasının içine girmez…
İşkence yalnızca fiziki eziyetten ibaret değildir. Gerek fiziksel gerekse manevi
ağır acı veren her hangi bir eylemdir… Kişinin öz saygısını yitirmesini
sağlamaya yönelik, onu yıldırmaya, iddialarından, inançlarından vazgeçirmeye,
sosyal yönden etkisizleştirmeye kimliksiz- kişiliksizleştirmeye yönelik kasıtlı
bir uygulamadır…
Bu manada işkence görmüş, gördüğünü iddia eden kişinin ruhsal psikiyatrik
değerlendirmesi de işkencenin sonuçları açısından mühimdir ve işkencenin
komponentleri arasına girer.
“İstanbul Protokolü”nün bu husustaki yaklaşımı gayet yerindedir. Hadisenin yol
açtığı psikolojik tahribatın objektif delil olduğunu belirttikten sonra ilaveten
demektedir ki, “Travmayla ilişkili bir ruhsal hastalık tanısı, işkence iddiasını
destekler; ancak bir tanının kriterlerinin karşılanmaması kişinin işkence
görmediği anlamına gelmez, böyle yorumlanamaz.”
İstanbul Protokolü ismi verilmiş ve uluslararası kabul görmüş bu “belge”de
“zihin kontrolü” adı verilen “işkence” usulünün bulunmaması, esamisinin bile
okunmaması dikkatimizi çekti. İnanmama mı, kasıtlı yok sayma mı anlayamadık…
Bu zihin kontrolü meselesi uzun zamandır toplum gündeminde olan bir ciddi
iddiadır. Buna rağmen, tüm bu çalışmalarını takdirle karşıladığımız TTB başta
olmak üzere “işkence” bahsine hassasiyet gösteren, eğitime katkı veren tüm
kurumların ve eğitimci sıfatı taşıyan arkadaşların “zihin kontrolü” ismi verilen
işkence türünü yok saymaya yahut gözardı etmeye yönelik tavırları kabul edilemez
bir yaklaşım olarak kaldı zihinlerde...
Zihin kontrolü hakkındaki sorumuza “ilgilenen arkadaşımızın paranoyak şizofren
olduğu ortaya çıktı” şeklindeki yaklaşım, işin gerçeği bizi hayal kırıklığına
uğrattı… Zira bu tekamül etmiş işkence yöntemi modern ilmin ve tekniğin
imkanları ile yapılabilen bir uygulamadır…
Zihin kontrolü denilen hadise daha çok “kıstırılmış” kontrol altında tutulan
kimselere uygulanabilen kabaca ve kısaca “nörokimyasallar, nöromagnetik
dalgalar, sonar dalgalar, radyo dalgaları kullanılarak” kaba, banal yöntemlerde
olduğu gibi, ama daha sofistike yöntemler eşliğinde, insanın iradesini kırmaya
düşünce yapısını değiştirmeye ve teslim almaya yönelik yapılan bir tür işkence
yöntemidir.
İnternette kısa bir gezinti yapılsa hakkında epey malumat edinilebilecek bir
hadisedir zihin kontrolü… Sıkıntısı, ispatlanması zor olmasındadır… Ve bu tür
iddia sahiplerinin paranoyak şizofren oldukları şeklindeki nitelemeye maruz
kalmaları da kolaydır elbette… Tersinden kastınız yoksa eğer bir kısım iddia
sahiplerinin böyle paranoyak şizofren olmaları bağlayıcı kıymet taşımazlar.
Şakağına silah dayanmış öldürüleceği iddiasıyla korkutulup tetiği çekilmiş bir
insanın yaşadığı sıkıntıyı neyle ispat edeceksiniz… Bunun bile şahısta yol
açtığı psikolojik değişimlerin tespiti yolu ile ispatlanabilir olduğunu
söyleyeceksiniz, ama…
Bir takım teşhis imkanlarının olmadığı zamanlarda fiziki bir bulgu vermeyen
eziyet yöntemlerinin olduğu malum… Psikolojik bulgular da hakeza öyle…
Beyler; işkenceyi ve işkencecilerin varlığını kabul etmeyen, “yok bir şey
ispatla da görelim ve sorumlularından hesap soralım” diyerek masum pozisyonunda
zımni destek vermiş olanlardan olmak istemiyorsanız bu iddiaları ciddiyetle
dikkate almak zorundasınız…
MODERN BİLİMİN VE TEKNİĞİN ULAŞTIĞI İMKANLAR EŞLİĞİNDE İCRA EDİLEN MODERN BÜYÜ
KABUL EDİLEBİLECEK OLAN BU İŞKENCE TEKNİĞİNE KARŞI TAVIR ALMAK ARTIK NEREDEYSE
MODASI GEÇMİŞ İŞKENCE USULLERİ İLE UĞRAŞIP, NEFS YELLEMEYE –KENDİMİZİ TATMİN
ETMEYE- BENZEMİYOR MU YOKSA?
Bizleri, inanmamaya yahut yok saymaya iten saik nedir?
Bugün zihin kontrolünün tespiti ve teşhisinin zorluğu iddia sahiplerini hafife
almayı mı gerektirir, öyle mi davranılmalıdır… Ya varsa, ya gerçekse endişesi
neden taşınmaz? Aksi halde bu hafife alma tavrımız işin sorumlularına katkı
sağlamak, zımnen destek vermiş olmak sonucunu doğurmaz mı? İlle de başınıza,
başımıza gelmeli de ondan sonra mı harekete geçeceksiniz, geçeceğiz?
İspatlanması zor, ama elbette mümkün bir iddia olan bu “zihin kontrolü” bahsi
aynı zamanda bir güvenlik sorunudur ülke açısından ve emperyalist, kapitalist
sistem için güçlü bir silahtır. Ve bu silah BOŞA ÇIKARILMALIDIR… Türkiye’nin
tabiplerinin birliği olan yapı dahi ülke güvenliğine atfı olan böyle bir konuda
sessiz kalamaz, kalmamalı.
Velev ki bu eğitimler Avrupa Birliğinin sponsorluğunda yapılmış olsa bile?..
Yaşanılası bir dünya ve olunası insan için TIBB-I HAKÎM?..
« Önceki :: Sonraki »